April 2012
21 posts
Hep duyduğun, bildiğin bir şarkıyı klibiyle izleyene kadar sevememek gibidir aşk. Hep karşından geçer. Yanına gelip sana dokunur. Ama umrunda olmaz. Sonra bir görürsün, pişman olursun. Öyle.
- Leyla: Çok mu kızgınsın bana?
- Mecnun: Yooo.
- Leyla: Böyle olsun istememiştim.
- Mecnun: Leyla bi şey sorucam ya. Bunlar acaba karabatak mı ya? Hayır çünkü demin bi tanesi daldı suya bi daha çıkmadı, karabataksa… Anlamadım ki. Ördekse suya dalamaz.
- Leyla: Mecnun, dinlicek misin beni?
- Mecnun: Karabataksa çünkü suyun altında kalabilir de ördekse kalamaz, deminden beri bakıyom anlayamadım ya.
- Leyla: Bak ben herkesin iyiliği için Arda’yla evlenmeyi kabul ettim.
- Mecnun: Eyvallah ya çok güzel düşünmüşsün onu.
- Leyla: Sen de aynısını yapmadın mı sanki? Hani sevmek fedakârlık gerektiriyordu bazen. Biz beraber olucaz diye herkes zarar görürse zaten biz mutlu olamayız ki. Hem biz her şeyi aştık, beraber. Bunu da aşarız, eğer elele verirsek.
- Mecnun: Leyla… Aşk bir yokluk deniziymiş, öyle derler yani. Ve biz senle işte o denizdeydik; sonra sen gittin, sen gidince ben dibe daldım, sonra hiç çıkmadım bi daha, ordayım yani hâlâ, hatta belki boğulmuş bile olabilirim.
- Leyla: Mecnun…
- Mecnun: Leyla… Ömür boyu mutluluklar diliyorum ben sana.
- Leyla gider.
- Allahım şöyle şeyler okudukça o günlerin ne güzel olduğunu hatırlayıp üzülüyorum.
- Lan Ushan şimdi özür de dilemişin de ne vardı olm kalp kıracak bak her şey artık boka sarıyor.Ben artık çok sıkıldım Şirin'in yapmacıklığından,Sedef'in triplerinden,Mecnun'un egosundan...Yavuz'a böyle salak aşık havaları da hiç yakışmıyor abi.Hani Zeynep olsa Zeynep'e yapsa bunları hiç dokunmaz bana ama neyse öyle işte.
- Artık Aksakallı'yı bile daha az göstermeye başladılar.
- Buraaak duy sesimi bu işin sonunu gerçek Leyla'ya bağla lütfen.Yoksa yıllar boyunca unutamayacagım bir dizi olacakken sonu baştan belli klişe bir dizi olacaksın gözümde.
![]()
Marilyn Monroe’nun ruhunun kendi bedeninde yaşadığına inanan bir TV yıldızının ölümünü araştıran bir polisiye yazarının hikâyesi; sıra dışı bir Fransız polisiyesi. Kült roman yazarı David Rousseau bir dağ köyünde hava durumu sunucusu Candice’in cesedini bulur. Kızın intihar etmiş olduğu söylense de, David bu olayın ardında basit bir intihardan fazlasının olduğunu düşünmektedir. Kız ile Marilyn Monroe arasında çarpıcı bir benzerlik vardır; bu benzerlik ikisinin hayatları ve ölümlerine de yansımıştır!
Marilyn hayranlarının izledikten sonra “Abi kesin ya taam benim de içime Marilyn kaçmış bence.”dedikleri bir film.
Ben dedim.
“O kadın”
Şubat sonu hastanede görmüştüm Meral’i…
Tekerlekli sandalyedeydi.
Kocaman gülerken sevimli bir yaya dönüşen gözleri, büyük güneş gözlüklerinin gerisindeydi.
Halsizliğinden endişelendiğimi fark ederek her zamanki dobralığıyla teselli işini üstlenmiş, “Merak etme, iyiyim. İyi olacağım” demişti.
Son görüşüm, son sarılışımmış.
* * *
Yaman Okay ile ilişkisini, “Yüzyılın Aşkı” olarak belgeselleştirmek istemiştim bir ara…
Önce niyetlenmiş, sonra vazgeçmişti.
Şimdiki zamanda sevdiğinden, di’li geçmiş zamanda bahsetmek istememişti.
Âşıktı hâlâ ve “en zoru, bir ölüye âşık kalmak”tı.
Sezen Aksu’yla birlikte kaleme aldıkları “Şimal Yıldızı”nda bu ebedi yangının dumanı tüter:
“Hey uzun yol arkadaşım, şimal yıldızım, nerdesin/
Nasıl havalandın, hasar almadan bu tufandan/
Bak ben yaralandım, kayıtsız şartsız adanmaktan/
Bak ben paralandım, imkânsıza bağlanmaktan…”
* * *
Uzun yolda yalnız kalmışsanız; yaralanır, paralanır, yaşlanırsınız, lakin bağlandığınız imkânsız, yarasız, hasarsız, yaşsızdır; ebediyen genç kalır.
Sadece güzellikleriyle anımsanır.
Kuşkulanmazsınız hiç; gece nerede yattığını bilirsiniz.
Ve çok âşıksanız, ona kavuşmak için acele edersiniz.
Nitekim Taraf gazetesi hayatın manasını sorduğunda, ”Hayat, hafif ve kısa bir şeydir” diye özetlemişti Meral…
Öldüğünde Tanrı’nın kapıda kendisine, “Geç kaldın” diyeceğini tahmin etmişti.
Sevdiğini hemen ve hep yanında ister seven…
O yüzden Meral’in ölümü, Tanrı için geç, bizim için erken…
Çok erken…
* * *
Meral, bonkör kahkahası, dost sıcaklığı ve paylaştığımız güzelim anıları ile daima yaşayacak bende…
Oyunculuğu, yazarlığı, insancıllığı, cesareti ile her daim parıldayacak insanların zihninde, yüreğinde…
Onu yobaz bir tarih zihniyetinin ateşine atanlar, canıyla uğraşırken canını yakanlar, ardından “O kadın öldü” diye haber yazanlar mı?
Muhtemelen onlar için hayat, “ağır ve uzun bir şey” olacak.
“İnsanları dinden soğutma” diye bir suç varsa, bunun cezası ahrette boyunlarına asılacak ve belki de Tanrı onları bu yaftayla karşılayacak.
* * *
Meral gibi yazamayan, tarihe meydan okuyamayan, kabaramayan kel Fatmalar!
Siz, “Ölülerinizi hayırla yad ediniz” buyruğunu dahi çiğneyecek kadar kindar, bir o kadar çirkinsiniz; yuh olsun!
Sevgiyle uğurladığımız “O kadın”, “yine güzel, yine çiçek…”
Hamdolsun!
Can Dündar
baca temizleyicileridir
oyle dar, oyle kara karanlik bir yerdedirler ki
yureklerini genis, dayanikli
aydinlik tutmak zorundadirlar
buna yukumlu sayarlar kendilerini.
baca temizleyicileri baskalarini sevmekle kalmaz
baskalarinca sevilirler ayni zamanda
cunku herkesi dusunmeyecek kadar mutlu
herkes tarafindan dusunulmeyecek kadar mutludurlar.” —İsmet Özel-Akla Karşı Tezler